Düşünmeyi mi Unuttuk Biz?


Neden, kim için, hangi amaçla ve neye güvenerek yaşarız bu dünyada? Evet evet hiç düşündünüz mü gerçekten biz kimiz? Kapitalist dünyanın kölesi olmak için mi doğurdu bizi analarımız? Ya da emirler yağdıran hayalperestler ülkesinin patronları olmamız için mi? Birbirlerine saldıran vahşiler olmamız için mi? Cevaplarını bulmanın zor ama imkansız olmadığı sorular deli deli sorular... Yaradılışın derinliklerinde yatan sırların elbet bir gün, gün yüzüne çıkacağından hiç şüphe yok. Amaç sırları biraz deşerek gerçek mutluluğa ulaşabilmek...

Dünyamız öyle değişik ve çeşitli seçeneklerle dolu ki bazen kendimizi bile tanıyamaz oluyoruz bu dünyada...Bazen kendimize kılıflar arıyoruz. Kılıfımız Bugs Bunny'li olsun yok yok sevimli Tweety olsun yada parlak taşlardan olsun ya da sade şeffaf bir kılıf olsun... Kendimizi kılıflara sarıp sarmalamak istiyoruz. Sanıyoruz ki kılıflar hiç kirlenmeyecek, karşıdan bakınca hep tertemiz ya da şirin görünecek... Halbuki saygıdeğer, uğruna ömrümüzü harcadığımız dünyamız öyle mi? En masumundan en canisine kadar herkes aynı güneşin altında hayaller kurup, aynı havayı soluyor. Belkide bu yüzden dünyada kötülerin sayısı daha fazla olmaya başladı. Kim bilir belkide iyi görünmeye çalışan maskeliler çoğalmıştır... Onların verdiği nefesleri biz içimize çekmişizdir belkide...

Biz insanlar neden hep daha fazlasını ister, neden hep mutluluk peşinden koşarız hiç düşündünüz mü? Ben arada düşünüyorum ama az öncede dediğim gibi zor soruların içinde kayboluyorum. Mesela ben kötü şeyler yaşasam da o kötülükleri içimde bi yerlere gömüyorum, üstüne bi fidan dikip, sulayıp, yeşertmeye gayret ediyorum. Belki o diktiğim fidanın kökleri, gömdüğüm kötü anılarımın üstüne kök salarda bir daha canımı acıtmaz diye. Benim diktiğim fidanların bazıları çoktan yeşerip köklerini saldı bile. Peki ya yeşertemediğim fidanlar? İşte onlar can acıtmaya devam ediyor, devam edecek de...

Hayat sadece gülmekten ibaret olsa Rabbimiz bize ağlama hissini vermez, tenimizi dikenlere karşı hassas etmezdi. Dikensiz gül bahçesi olmadığı gibi acısız Adana, acısız Urfa'da olmaz... Bilmem anlatabildim mi? Hayattan bir şey beklemek yerine o an içimizden geldiği gibi davranabilseydik, içimizi şeffaf etseydik karşımızdakine, belkide dünyamızı kötü huylu maskelilerden de korurduk. Maskelerini de alır defolup giderlerdi dünyalarımızdan. Ama biz hayatı yaşamak için değil, eziyet görmek için hayatı yaşamak istedik. Ve durum ortada bunalıma girmiş bir sürü ergen, karpuzun ağaçta yeşerdiğini düşünen bir sürü diplomalı mezun...

Velhasıl hayat maddi değerler için ölünecek bir yer değil. Dünyaya güzel şeyler, yararlı şeyler katmak gerek. Gelecek nesillere parlak tılsımlar bırakmak gerek. Ne dünya güzel bir dünya ne de gidişat hayırlı bir gidişat... Bence ilk önce düşünen adam olalım, elimizi bileğimizden kıvırıp çenemizin altına koyalım, gözlerimizi kısıp bir düşünelim, ondan sonra da yürüyelim düşüncelerimizin bize açtığı taşlı yollarda... Bırakın ayağımızı taşlar yaralasın. Önemli olan parlak bir geleceğe ulaşmak değil mi? O zaman yola çıkalım ve durmadan yürüyelim... Sonu hayır, sonu keşif, sonu mutluluk olur inşallah... Vesselam...

Bu yazı daha önce kez okundu.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.